Eyl 212015
 
531 views

Limitsiz Zeka

Limitsiz Zeka

Limit Yok (Limitless) isimli filmi iki parça halinde izledim. İlk bölümü dün gece geç saatlerde izlemiştim, kalanını da bugün izledim.

Aslına bakarsanız, bu filmi daha önce de izlemişim. Ama ayrıntılarına fazla dikkat etmemişim herhalde. Sonunu bile belleğime farklı kaydetmişim. Filmle ne büyük tezat!…

Bu yazıda bir film eleştirisi veya tanıtımı yapmayı amaçlamıyorum. O yüzden, izninizle konuyu, filmi izlemeyenler için kısaca özetleyeyim:

Filmdeki kahramanımıza, tesadüfen karşılaştıkları uzak bir akrabası, küçük bir hap verir. Hapın ne işe yaradığına ilişkin pek fazla ipucu da vermez. “Yazar bunalımı” içindeki kahramanımız, süresi dolmasına rağmen yazması gereken kitabı yazamamaktadır. Borçları birikmiştir. Kız arkadaşı onu terketmiştir. Tam bir ruhsal ve fiziksel çöküş içindedir.

Daha kötüsü olamayacağı düşüncesiyle hapı yutar.

Onu tam bir sürpriz beklemektedir. Uyuşturucu olmasından kuşkulandığı ilaç bir kaç dakika içinde onu süper bir insana çevirir. Tüm algıları olağanüstü düzeyde keskinleşmiş, belleği ve muhakeme yeteneği doruklarına tırmanmıştır.

Kitabını 4 gün içinde yazıp bitirir. Ondan umudunu kesmiş olan editörü şaşkınlık içindedir…

Evet! Konunun özeti bu aslında… Ancak filmin gerilimini canlı tutmak için aksiyona ihtiyaç var. Bu yüzden işin içine kötü adamlar, brokerlar, büyük sermayedarlar girer. Üstelik ilacın olumlu etkisi kalıcı değildir; üstelik yan etkileri vardır.

Aksiyon ve gerilim, film boyunca etkisini sürdürür. Kısacası sıkılmadan, zevkle izleyebilirsiniz.

Filmin yönetmeni Alessandro Rossi. Oyuncuların bir kısmı şöyle: Bradley Cooper, Robert de Niro, Abbie Cornish, Andrew Howard, Anna Friel ve Johnny Whitworth.

Film 2011 yapımı. Ancak ana tema bana pek te yabancı gelmedi. Yaklaşık 45 yıl önce, ODTÜ kütüphanesinde okuduğum bir bilimkurgu öyküsünde benzer bir konu işlenmişti. Ne kitabın adını, ne de yazarını hatırlamıyorum. Ama çok güzel kurgulanmış bir öyküydü.

Öykümüz, bir günlük şeklinde tasarlanmış. Yazarı zeka özürlü. Çok kısıtlı bir sözcük dağarcığı var. Cümleler çok kısa. Çocuksu.

Kahramanımızı bir laboratuvarda kobay olarak kullanıyorlar. Aynı laboratuvarda fareler üzerinde kullanılan ilaç harikalar yaratmakta, farelerin beyin fonksiyonlarında olağanüstü gelişmeler olmaktadır.

Aynı ilacı kahramanımıza da veriyorlar ve farelerde görülen gelişmeye benzer gelişmeler onda da ortaya çıkıyor. Bu değişiklikleri kahramanımızın günlükte kullandığı dilden kolayca izleyebiliyoruz. Yeni kelimelerin sayısı artıyor, cümleler uzayıp derinleşiyor.

Bu gelişme öyle bir boyuta geliyor ki, kahramanımız beyin fonksiyonlarının geliştirilmesi ile ilgili konularda büyük bir uzman haline geliyor.

Öykümüzün sonu, ne yazık ki oldukça acıklı. Yükseliş süreci, sonu ölüme varacak hızlanmış bir çöküş süreciyle sonlanıyor. Günlüğün dili bu çöküş sürecini de aynen yansıtıyor. (Bu arada işin içine aşk falan da karışıyor ve öykünün duygusal atmosferini iyice pekiştiriyor.)

Öyle görülüyor ki, insan oğlu mucizelerden hiç bir zaman vazgeçmiyor! Üstelik bu nanoteknoloji çağında, pek çok mucizeye de şahit oluyoruz zaten. Çelikten yüzlerce kez dayanıklı, bir o kadar da hafif graphene gibi malzemeler günlük yaşamımızın için giriyor artık. Elektronik iletişim, yaşamımızın doğal bir uzantısı haline dönüştü. 50 yıl önce Uzay Yolu maceralarında izlediğimiz pek çok hayal ürünü araç-gereç, şimdi gündelik yaşamımızın içinde, hatta bazıları hayalin bile ötesine geçti.

Son yıllarda yapay zekanın insanın konumunu nasıl etkileyeceğini tartışıyoruz. İnsana gerek kalacak mı? Yoksa insan da türü tükenmiş canlıların arasına mı karışacak?

Aslında bu kadar karamsar olmaya gerek yok belki de. Ancak, teknolojik gelişmeler bir yandan insanın doğal kapasitesini daha iyi kullanabilmesini sağlarken, yapay uzuvların işin içine girmesi insanı “süper” niteliğe doğru taşıyacak gibi. Bu hibrid yaşam tarzı nereye kadar gidebilir, onu şimdiden öngörmek çok kolay değil. Ama örneklerini şimdiden görebiliyoruz.

Sizi daha fazla yormamak için, yapay zekanın insanoğlunu nasıl etkileyebileceğini bir başka yazımızda ele alalım.

Beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Eyl 172015
 
798 views

Windows 10 Yine Harikalar Yaratıyor

Windows 10 Yine Harikalar Yaratıyor

Resim: technotown.com

Windows 10 sayesinde yine olağanüstü bir gün yaşadım. Bunu başaran windows uzmanlarına saygılarımı sunuyorum. Zaten kulaklarını da yeterince çınlatmışımdır.

Fazla uzatmayayım.

Sabahleyin evde dizüstü bilgisayarımda maillerime bakıp bir kaç şeye göz attıktan sonra, çalışmalarıma ofiste devam etmek üzere toparlandım. Hiç bir sorun yoktu.

Ofise varıp, bilgisayarımı yeniden açtığımda saat 12’ye on vardı. Her şey normal görünüyordu.

Ancak mailerime bakmak istediğimde tüm posta kutularının boş olduğunu farkettim. Daha önce de başıma geldiği için hemen modemi kontrol ettim. Çalışır durumdaydı. Ancak, sistem çubuğunun sağ tarfındaki ağ bağlantı ikonunun sol üst köşesinde daha önce hiç görmediğim bir ‘*’ işareti olduğunu farkettim. Fare imlecini ikonun üzerine getirdiğimde “Bağlı değil – Bağlantı var” şeklinde bir mesaj görünüyordu.

Bu nedenle ağ bağlantıları bölümüne geçmek istedim. Ama ikon ısrarla tepki vermiyordu. Sistem çubuğu üzerindeki diğer ikonların davranışlarında herhangi bir sorun yoktu. Sadece ağ bağlantı ikonu sorunluydu.

Dün de aynı çubuk üzerindeki Chrome butonunun tepki vermediğini, programı çalıştırmak için masaüstündeki kısayolu kullanmak zorunda kaldığımı hatırladım. Bu nedenle sistem menüsünden ağ ayarlarına geçmek istedim. Karşıma abuk bir şeyler çıktı. Normalde hem ofis modemini, hem de çevredeki kablosuz ağ modemlerini gösteren bir liste çıkardı. Ama bu kez öyle bir şeyler yoktu.

Eski işletim sistemim Windows 7’de de zaman zaman sorun yaşadığım olurdu ama, Windows 10’un eline bu konuda su dökebilmesi mümkün değil! Hem kendime, hem de bu sistemi geliştirenlere içten dileklerimi ileterek sistemi kapayıp yeniden açtım – daha doğrusu açmaya çalıştım…

Ama bunun için de epeyce bir mesai harcamam gerekti. Çünkü çubuk üzerinden sistem menüsüne erişmek te mümkün olmuyordu.

Eski yöntemlere başvurdum. Bir komut penceresi açıp sistemi kapatabilecek olası komutları denemeye başladım. Birkaç denemeden sonra “shutdown” komutu tepki verdi. Komut penceresinde okumaya fırsat bulamadığım bir sürü yazı göründü, sonra da pencereyle birlikte hepsi kayboldu.

Biraz bekledim ama, herhangi bir hareket göremedim. Bunun üzerine komut penceresini “yönetici” olarak açtım ve aynı komutu verdim. Meğerse daha önce gördüklerim bu komutun kullanım açıklamalarıymış. Upuzun bir destan. Özetle, komuta /f parametresini eklemem gerektiğini o yazılardan öğrendim. “shutdown /f”.

İşlem başladı ve ekranda “Oturumdan çıkılıyor” mesajı göründü.

Gelmesine geldi ama, bir türlü gitmek bilmiyor… Beş dakikadır bu mesajı seyrediyorum.

Saat 13:50. Tam iki saat olmuş. Noktalar dönüp duruyor.

Daha önce kullandığım ikinci ekran sorun yaratmıştı. O yüzden o ekranı bilgisayardan ayırdım. Ne olur, ne olmaz!… Noktalar hala dönüyor. (Herhalde birileri de bir yerlerde bu halimize kıs kıs gülüyordur…)

10 dakika oldu!…

Ctrl-Alt-Del denedim. Tepki yok.

Son çare, düğmeden kapatmak.

Saat 14:10. Bilgisayarın açma düğmesine bastım. Epey bir süre bekledikten sonra siyah ekran yerini mavi ekrana bıraktı ve altı nokta tekrar maskaralığa başladı. Bakalım bu kez eğlence ne kadar sürecek?…

Sabit disk ışığı periyodik olarak belli aralarla yanıp sönüyor. Pek hayra alamet değil!

Tek bilgisayarla çalışmanın en kötü yanı bu. Deneyip beklemek dışında yapılacak bir şey yok!…

14:06: Disk ledi düzensiz aralıklarla yanıp sönmeye başladı. Demekki bir şeyler okunup yazılıyor artık.

14:12: Tekrar periyodik ve seyrek yanıp sönmeler başladı.

14:18: Ekrandaki altı nokta hala dönmeye devam ediyor.

Bu sistemi başımıza saranların hepsine ayrı ayrı selam ve saygılarımı sunuyorum. Tam iki buçuk saattir bilgisayarı açabilmek mümkün olmadı.

14:23 Bilgisayarın on/off düğmesine uzun süre basarak sistemi kapattım.

Fareyi ve şarj bağlantısını da çıkardım.

14:25: Ekran karardı. Disk ışığı sürekli yanar durumda.

14:28: Altı yuvarlak yeniden dönmeye başladı. Disk ışığı düzensiz yanıp sönüyor.

14:42: Bilgisayarı tekrar kapattım. Yeniden açtım.

14:51: Açılış ekranı geldi. Parolayı girdim.

14:53: Şu anda açılmış gibi görünüyor.

14:55: Galiba bu kez de pil bitti. Hiç uyarı vermeden makina kapandı.

Ş arj bağlantısını takıp bilgisayarı yeniden açtım.

14:58: Sonunda bilgisayar açıldı. İnternet bağlantısı da aktif!…

Sonuç: Tam üç saat beş dakikam havaya uçup gitti. Buna sebep olanlara tekrar saygılarımı sunuyorum. En kısa zamanda linuxa terfi etmeye karar verdim. Windows’u sanal bellek üzerinden gerektiğinde çalıştırmak üzere kurarım. Bu kadar işkence çektiğim yeter!

Eğer henüz bilgisayarınızı Windows 10’a yükseltmediyseniz, sakın böyle bir şeye kalkışmayın! Kazanabileceğiniz ek bir şey yok! Ama çok fazla zaman kaybediyorsunuz.

Karar sizin elbette. Ben sadece uyarayım dedim!

Ahmet Aksoy

Eyl 132015
 
5.641 views

Ray Kurzweil says humans will have cloud-connected hybrid brains by 2030

(The following article by Sherrie is first published at http://www.learning-mind.com)

Hybrid brains

Photo credits: www.learning-mind.com

So, you think you’ve seen it all? You haven’t seen anything yet. By the year 2030, advancements will excel anything we’ve seen before concerning human intelligence. In fact, predictions offer glimpses of something truly amazing – the development of a human hybrid, a mind that thinks in artificial intelligence.

Ray Kurzweil, director of engineering at Google, spoke openly about this idea at the Exponential Finance Conference in New York. He predicts that humans will have hybrid brains able to connect to the cloud, just as with computers. In this cloud, there will be thousands of computers which will update human intelligence. The larger the cloud, the more complicated the thinking. This will all be connected using DNA strands called Nanobots. Sounds like a Sci-Fi movie, doesn’t it?

Kurzweil says: “Our hybrid thinking will be a combination of biological and non-biological thought processes.”

By the end of 2030, our thinking should be almost entirely non-biological and able to function much like an external hard drive – having the ability to backup information as with technology. It seems we keep pushing further the ability of the human mind.

Kurzweil believes one of the true characteristics of the being human is the ability to continually surpass knowledge.

“We will always transcend our limitations-it’s human nature.” says Kurzweil.

Kurzweil wasn’t 100% accurate in his future predictions, but he was close enough. In 1990, he predicted several things for the year 2009, including portable computers and eyeglasses with the built-in computer screen. He didn’t, however, hit the nail on the head with self-driven cars. It was much later, this year, to be exact, that the idea touched the edge of mainstream technology. He was 86% accurate in his predictions, which is astonishing in itself.

Technological Takeover

No worries, there will probably not be a massive takeover by artificial intelligence. We have accounted for this long ago in other theories. For instance, fire provides a way to cook, but we have managed somehow to keep from burning everything down. The same rules apply here. We have taken the necessary precautions to safeguard ourselves from these horrors.

However, we must still play it safe. Kurzweil reminds us:

“Technology is a double-edged sword. It has its promise and its peril.”

Read more at: http://www.learning-mind.com/humans-will-have-cloud-connected-hybrid-brains-by-2030-ray-kurzweil-says/

Eyl 012015
 
7.363 views

Graphene supercapacitors changing power game

Graphene supercapacitors changing the power game

Image credits: www.nanowerk.com

Batteries have high energy density. They can store great amounts of electrical energy, but they can not release that energy in a short period of time. On the other hand, capacitors have a limited capacity to store electrical energy, but they can discharge it in quick bursts.

Supercapacitors are sitting between these two systems. They can store large amounts of energy, and they can release it in a very short time. Also they can be recharged in a very short period of time.

However, the supercapacitors are not as feasible as batteries yet. A Li-ion battery has an energy capacity of 200 Watt-hour per kilogram, but an average supercapacitor on the market has only 28 Watt-hour per kilogram yet. (*)

The new Graphene-based supercapacitors are candidates to close the gap. On the laboratory conditions, 160 Watt-hour per kilogram values have been reached. Non-stop studies continue.

Graphene supercapacitors have a great potential for energy storage. As nano-technology have been improved, cheaper and effective solutions will be serviced into the market. It will not take a long time to achieve feasible results.

Let us wait, and see!

Ahmet Aksoy

References: