Şub 162017
 
2.001 views

Yeni dünya rekoru – 18 dakikada 104 uydu uzaya gönderildi

Hemen sevinmeyin! Bu rekoru bizim ülkemiz kırmadı. Amerika veya Çin de değil. Bu rekorun sahibi Hindistan.

Yeni dünya rekoru

Resim: science.alert.com

Hindistan Uzay Araştırmaları Örgütü (ISRO) tarafından 18 dakika içinde uzaya gönderilen 104 adet uydu, Hindistana yeni bir dünya rekoru kazandırdı.

Bir önceki rekor 2014 yılında aynı gün içinde uzaya 37 uydu gönderen Rusya Uzay Ajansına aitti.

Uydular, 27358 km/saat hızla hareket eden bir roket tarafından bir kaç saniye içinde yörüngelerine fırlatıldı. Bu, çok riskli işlem başarıyla gerçekleştirildi. Sözkonusu uydulardan 88 adedi Planet Labs‘a ait yaklaşık 3.5 kilogramlık küçük birimlerden oluşuyor. Uyduların hepsi Hint Okyanusu üzerindeki yörüngelere konuşlandırıldı.

ISRO yöneticisi A.S. Kiran Kumar, proje maliyetinin yaklaşık yarısının ticari işletmeler tarafından karşılandığını belirtti.

Uzaya uydu göndermenin maliyeti giderek düşerken, dünya çevresinde oluşan uzay atıklarının giderek daha fazla endişe yaratmakta olduğu belirtiliyor. Bunda, gönderilen uyduların pek çoğunun sadece bir kaç yıllık ömre sahip olması önemli. Bu süre tamamlandığında, o uydular birer uzay çöpü haline dönüşüyor.

Haberle ilgili ayrıntılara aşağıdaki “sciencealert” linkinden ulaşabilirsiniz.

Ahmet Aksoy

Kaynak: http://www.sciencealert.com/india-just-set-a-new-world-record-launching-104-satellites-in-18-minutes

Şub 092017
 
1.793 views

Zihin Okuma Bilimsel Olarak Kanıtlandı

Gözünü kırpma yeteneğinden bile yoksun hastalarla, onların düşüncelerini elektronik araçlarla okuyarak iletişim kurmak giderek daha etkin hale geliyor.

Aslında bu teknoloji onlarca yıl önceden beri var. Buna rağmen, gelişmeler oldukça yavaş ilerliyor.

Zihin okuma

Alıntı: sciencealert.com

Yeni çalışmalar, alternatif bir beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisinin, dış dünyayla bağlantısı tamamiyle kopmuş insanların seslerini duyurabilme imkanına kavuşmakta olduğunu gösterdi.

ALS (amytotrophic lateral sclerosis) hastalığının son evrelerinde hastalar, tam bir felç durumuna (locked-in sendromu) gelmektedir. Bu aşamadaki hastalar hiç bir organlarını, gözlerini bile oynatamamaktadır. Oysa beyinleri hala aktif durumdadır.

Bu sorunu gidermek amacıyla bir araya gelen uluslararası bir araştırmacı grubu, öncekilerden farklı bir yol izleyerek, sinirlerdeki elektriksel aktivite yerine beyindeki oksijen oranını ölçme yoluna gittiler.

Bu sayede ALS hastalarıyla komple felç halinden önce ve sonra iletişim kurabilme imkanı elde ettiler. Çünkü bu, düşüncelere ilişkin beyin aktivitelerini kaydetmenin belki de yegane yoluydu.

Bu yeni beyin-bilgisayar teknolojisini kullanan kişiler bir kaç ay boyunca bakıcılarıyla ve aileleriyle iletişim kurabildiler.

Araştırmacılar, aldıkları doğru yanıtların rasgele olmadığını, doğruluk oranının %70 düzeyinde bulunduğunu belirtiyorlar.

Hastalara içinde bulundukları durumla ilgili duyguları da soruldu. Bunlardan dört tanesi mutlu olup olmadıkları sorusunu bir kaç hafta boyunca sürekli “evet” olarak yanıtladı.

Kaynak:
Ana Matran-Fernandez, Post-doctoral Researcher, University of Essex.
http://www.sciencealert.com/this-new-mind-reading-technology-lets-locked-in-patients-communicate

Ağu 162016
 
1.329 views

Toz zerresi büyüklüğünde kablosuz algılayıcılar

Bilim-kurgu filmleri veya öykülerinde görmeye alışık olduğumuz araç gereçleri gündelik yaşamımızın içinde görmeye giderek daha fazla alışıyoruz. Bir toz zerresi boyutundaki kablosuz algılayıcılar da bunlardan biri. Bu cihazlara “neuronal dust” (sinirsel toz) adı veriliyor ve insan vücuduna kolayca yerleştirilebiliyor.

Sinirsel tozların enerji gereksinimi dışarıdan kolayca temin edilebiliyor. Ayrı bir pil veya batarya sistemine gerek yok. Hatta bu cihazlar, sinir ve kasları uyarma potansiyeline de sahip.

Deneyler halen kobaylar üzerinde sürdürülüyor. Kaslara ve periferik sinirlere yerleştirilen bu aygıtlar ultraseslere duyarlı. Bu sayede hem gereken enerjiyi sağlıyor, hem de gerekli okumaları yapabiliyorlar.

Science News Journal‘de yayınlanan bir makale konuya ilişkin pek çok ayrıntıya sahip.
Okumanızı öneriyorum. Sayfada, sinirsel tozların boyutlarını kavramanıza yarayacak bir de video var.

Toz zerresi büyüklüğünde kablosuz algılayıcılar

Image Credits: ScienceNewsJournal

Alıntı: http://sciencenewsjournal.com/engineers-create-first-dust-sized-wireless-sensors-can-implanted-human-body/

May 022016
 
1.554 views

Yakın Geleceğimize İlişkin 10 Kritik Soru

Yakın Geleceğimize İlişkin 10 Kritik Soru

“I, robot” filminden


Teknoloji çıldırdı!
Teknolojik gelişim hızındaki değişim neredeyse dik bir tırmanışa geçti. Robotlara dayalı üretim sistemleri giderek yaygınlaşıyor. Yapay zeka kendi rekorlarını giderek daha kısa aralıklar içinde kırmaya başladı.

Bu gidişle 2030 yılına kadar neler olacak dersiniz? Ya 2050 yılına kadar?

Aşağıdaki sorulara sizin yanıtlarınız ne olur?

1- Otomasyona dayalı üretim yaygınlaştıkça insan emeğine duyulan gereksinim azalıyor. Peki insanlar para kazanamazlarsa üretilenleri kimler satın alacak?

2- Üç boyutlu yazıcılar şimdilik tek veya birkaç malzemeyi kullanarak çalışabiliyor. Peki bu mekanizmadaki malzeme çeşitliliği artar, hele moleküler düzeye kadar inerse bunlarla projelendirilmiş organik yapılar, organlar ve hatta yeni canlılar üretilebilir mi?

3- Isaac Asimov daha 1940 yılında “3 Robot Yasası”nı geliştirmiş. Peki bu kuralları yapay zeka sistemlerine uygulamak mümkün olacak mı? (*)

4- Yapay zeka, bizim onun yaptıklarını anlayamayacak kadar gelişirse neler olacak? O zaman yapay zeka insanoğlunu nereye koyacak dersiniz?

5- İnsanların -biyolojik varlıkların- Mars’a veya başka gezegenlere gitmeye çalışması ne kadar mantıklı? Bu işlerin robotlar veya “aşırı” koşullara dayanıklı hale getirilmiş yarı-insanlar tarafından yürütülmesi daha mantıklı olmaz mı? Hele kendi yıldız sistemimizin dışına da çıkmaya kalkışırsak…

6- İnsan beynindeki bilgilerin elektronik ortama aktarılması çalışmaları yürütülüyor. Bu başarıldığında o elektronik ortamlar “canlı” kategorisinde sayılacak mı?

7- Bazı bilgilerin moleküler olarak insan beynine enjekte edilebileceği öne sürülüyor. Bu mümkün olabilir mi?

8- Telefon, bilgisayar vb cihazların göz ve kulak gibi duyu organlarına gerek kalmaksızın insan beyniyle doğrudan iletişim kurabilmesi halinde insanoğlunun “ortalama zeka ve bilgi düzeyi” artmış olacak mı? Yoksa “matrix” olayına doğru mu evrileceğiz?

9- İnsanoğlunun teknolojik araçları doğrudan beyniyle denetlemeye başlaması onu daha da mı geliştirecek, yoksa mekanik robotlar haline mi dönüştürecek?

10- İnsanoğlunun gelecekte yapay zeka ile çatışma ihtimali olur mu? Olursa başarı şansı nedir?

Bu sorular kendiliğinden zihnimden dökülenler. Belli bir düzeni veya sıralaması yok. Ama yakın geleceğimizin bu tür soruların yanıtlarıyla şekilleneceğine inanıyorum. Varlığımızı artık sadece dinamik dengelerle koruyabiliyoruz. Durmaya, hatta yavaşlamaya kalktığımızda yerlere döküleceğiz.

Yukarıdaki sorular, biraz karamsarlık taşıyor diye düşünebilirsiniz. Ben öyle bakmıyorum. Bana göre bunlar eninde sonunda yüzleşmek zorunda kalacağımız konular. Farkında olmak, farkında olmayanları da uyarmak zorundayız.

Yaşam bizi bilmediğimiz yerlere götürüyor olabilir? Ama yeterli farkındalığa sahip olursak, hiç olmazsa elimizden gelenin “en iyisini” yapabilme şansımız olur.

Farkındalık bizi “dramatik” sürprizlere daha dayanıklı hale getirir.

Ahmet Aksoy

(*) 3 Robot Yasası:
1- Bir robot bir insana doğrudan veya pasif kalmak suretiyle zarar veremez
2- Bir robot, birinci yasa ile ters düşmemek kaydıyla, bir insan tarafından verilen emirlere uyar
3- Birinci veya ikinci yasaya ters düşmemek kaydıyla, bir robot kendi varlığını korur

Eyl 212015
 
840 views

Limitsiz Zeka

Limitsiz Zeka

Limit Yok (Limitless) isimli filmi iki parça halinde izledim. İlk bölümü dün gece geç saatlerde izlemiştim, kalanını da bugün izledim.

Aslına bakarsanız, bu filmi daha önce de izlemişim. Ama ayrıntılarına fazla dikkat etmemişim herhalde. Sonunu bile belleğime farklı kaydetmişim. Filmle ne büyük tezat!…

Bu yazıda bir film eleştirisi veya tanıtımı yapmayı amaçlamıyorum. O yüzden, izninizle konuyu, filmi izlemeyenler için kısaca özetleyeyim:

Filmdeki kahramanımıza, tesadüfen karşılaştıkları uzak bir akrabası, küçük bir hap verir. Hapın ne işe yaradığına ilişkin pek fazla ipucu da vermez. “Yazar bunalımı” içindeki kahramanımız, süresi dolmasına rağmen yazması gereken kitabı yazamamaktadır. Borçları birikmiştir. Kız arkadaşı onu terketmiştir. Tam bir ruhsal ve fiziksel çöküş içindedir.

Daha kötüsü olamayacağı düşüncesiyle hapı yutar.

Onu tam bir sürpriz beklemektedir. Uyuşturucu olmasından kuşkulandığı ilaç bir kaç dakika içinde onu süper bir insana çevirir. Tüm algıları olağanüstü düzeyde keskinleşmiş, belleği ve muhakeme yeteneği doruklarına tırmanmıştır.

Kitabını 4 gün içinde yazıp bitirir. Ondan umudunu kesmiş olan editörü şaşkınlık içindedir…

Evet! Konunun özeti bu aslında… Ancak filmin gerilimini canlı tutmak için aksiyona ihtiyaç var. Bu yüzden işin içine kötü adamlar, brokerlar, büyük sermayedarlar girer. Üstelik ilacın olumlu etkisi kalıcı değildir; üstelik yan etkileri vardır.

Aksiyon ve gerilim, film boyunca etkisini sürdürür. Kısacası sıkılmadan, zevkle izleyebilirsiniz.

Filmin yönetmeni Alessandro Rossi. Oyuncuların bir kısmı şöyle: Bradley Cooper, Robert de Niro, Abbie Cornish, Andrew Howard, Anna Friel ve Johnny Whitworth.

Film 2011 yapımı. Ancak ana tema bana pek te yabancı gelmedi. Yaklaşık 45 yıl önce, ODTÜ kütüphanesinde okuduğum bir bilimkurgu öyküsünde benzer bir konu işlenmişti. Ne kitabın adını, ne de yazarını hatırlamıyorum. Ama çok güzel kurgulanmış bir öyküydü.

Öykümüz, bir günlük şeklinde tasarlanmış. Yazarı zeka özürlü. Çok kısıtlı bir sözcük dağarcığı var. Cümleler çok kısa. Çocuksu.

Kahramanımızı bir laboratuvarda kobay olarak kullanıyorlar. Aynı laboratuvarda fareler üzerinde kullanılan ilaç harikalar yaratmakta, farelerin beyin fonksiyonlarında olağanüstü gelişmeler olmaktadır.

Aynı ilacı kahramanımıza da veriyorlar ve farelerde görülen gelişmeye benzer gelişmeler onda da ortaya çıkıyor. Bu değişiklikleri kahramanımızın günlükte kullandığı dilden kolayca izleyebiliyoruz. Yeni kelimelerin sayısı artıyor, cümleler uzayıp derinleşiyor.

Bu gelişme öyle bir boyuta geliyor ki, kahramanımız beyin fonksiyonlarının geliştirilmesi ile ilgili konularda büyük bir uzman haline geliyor.

Öykümüzün sonu, ne yazık ki oldukça acıklı. Yükseliş süreci, sonu ölüme varacak hızlanmış bir çöküş süreciyle sonlanıyor. Günlüğün dili bu çöküş sürecini de aynen yansıtıyor. (Bu arada işin içine aşk falan da karışıyor ve öykünün duygusal atmosferini iyice pekiştiriyor.)

Öyle görülüyor ki, insan oğlu mucizelerden hiç bir zaman vazgeçmiyor! Üstelik bu nanoteknoloji çağında, pek çok mucizeye de şahit oluyoruz zaten. Çelikten yüzlerce kez dayanıklı, bir o kadar da hafif graphene gibi malzemeler günlük yaşamımızın için giriyor artık. Elektronik iletişim, yaşamımızın doğal bir uzantısı haline dönüştü. 50 yıl önce Uzay Yolu maceralarında izlediğimiz pek çok hayal ürünü araç-gereç, şimdi gündelik yaşamımızın içinde, hatta bazıları hayalin bile ötesine geçti.

Son yıllarda yapay zekanın insanın konumunu nasıl etkileyeceğini tartışıyoruz. İnsana gerek kalacak mı? Yoksa insan da türü tükenmiş canlıların arasına mı karışacak?

Aslında bu kadar karamsar olmaya gerek yok belki de. Ancak, teknolojik gelişmeler bir yandan insanın doğal kapasitesini daha iyi kullanabilmesini sağlarken, yapay uzuvların işin içine girmesi insanı “süper” niteliğe doğru taşıyacak gibi. Bu hibrid yaşam tarzı nereye kadar gidebilir, onu şimdiden öngörmek çok kolay değil. Ama örneklerini şimdiden görebiliyoruz.

Sizi daha fazla yormamak için, yapay zekanın insanoğlunu nasıl etkileyebileceğini bir başka yazımızda ele alalım.

Beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Haz 092015
 
910 views

Büyüklere Oyuncaklar

Büyüklere oyuncaklar

Son zamanlarda dört pervaneli mini helikopterler “quadcopter”ler çok farklı alanlarda kullanılmaya başlandılar. Yaşam kurtaran tıbbi setlerin ilk yardım ekiplerine ulaştırılması, pizza siparişlerinin adrese teslimi, hava fotoğrafçılığı gibi alanlar bu açıdan başı çekiyor.

Aşağıdaki videdoda gösterilen oyuncak “quadcopter” müthiş bir manevra gücüne sahip.

Eachine firması dünyanın en ucuz “drone”larını pazarladığını iddia ediyor. Bu cihazlardan bazıları dört, bazılarıysa altı pervaneli.

Bu cihazlarda şimdilik en büyük sorunlardan biri batarya şarj ömrünün çok kısa oluşu. Dört veya altı elektrik motorunun aynı anda çalışması, cihazın boyutlarıyla orantılı olarak epeyce büyük bir enerjiye ihtiyaç duyuyor. Stabilitenin ve rüzgara karşı dayanıklılığın sağlanması için kütleye de gereksinim var. Kütlenin büyümesi, enerji ihtiyacını ister istemez yukarı çekiyor. Bu şartlar altında, kullanılan bataryanın şarjı ne yazık ki çok fazla dayanma gücüne sahip değil.

Belki önümüzdeki günlerde hem güneş enerjisinden, hem de kablosuz enerji aktarımından yararlanacak yeni modeller de piyasaya çıkabilir. İşte o zaman, uçurtma şenlikleri gibi “drone” şenliklerinin düzenlenmeye başladığını da göreceğiz demektir.

ahmet aksoy

Referanslar:
http://www.instructables.com/id/Quadcopter-Range-Hack/
http://www.computerworld.com/article/2476048/cybercrime-hacking/flying-spy–snoopy-drone-helps-hackers-steal-data-from-your-phone.html